PEYGAMBER VE MEVLANA AŞIĞI BİR GÖNÜL ADAMI YAMAN DEDE

  BİYOĞRAFİ, İBRETLİK OLAYLAR

     

            Yaman DEDE

     Bu yazımızda ; Hayatının değişik safhalarında , “Diyamandî Molla“,”Yanar Dede“, “Yanan Dede” gibi isimler yakıştırılan en çok da “Yaman Dede” olarak tanınan, nüfus kayıtlarında geçen adıyla Mehmet Abdülkadir Keçeoğlu’nun, son derece ibret verici olan hayat hikayesini anlatmaya ve tanıtmaya gayret edeceğiz inşallah.

     Yaman Dede, babası Kayseri Talas Rumlarından olup iplik ticareti ile uğraşan Yuvan Efendi, annesi de Afurani isminde yine Rumlardan bir hanımefendi olmak üzere 29 Temmuz 1887 tarihinde Talas’ta dünyaya gelir. Ailesi ona “Diamandi” ismini koyar. Talas’taki hayatı çok kısa sürer ve daha on aylık bir çocuk iken ailesi Kastamonu’ya göç eder.

     Ailesi gayri müslim olduğundan, ilk tahsilini Kastamonu’da Rum Ordodoks Mektebi’nde yapar. İlk tahsilinden sonra devam ettiği, Rüştiye Mektebi’nin ikinci sınıfında, Farsça dersinin hocası, bir gün tahtaya, Mevlana Hazretlerinin (k.s.) ismi ile Mesnevi’sinin başlangıç kısmındaki, ilk birkaç beyitini tahtaya yazar.

 

Mesnevi’nin ilk beyitleri;

بشنو اين نى چون حكايت مىكند
        از جدايىها شكايت مىكند

Bişnev iyn ney çun hikâyet mîkoned
Ez cudâyîhâ şikâyet mîkoned

Dinle, bu ney neler hikâye eder,
Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

      كز نيستان تا مرا ببريده‏اند
    در نفيرم مرد و زن ناليده‏اند

Kez neyistân tâ merâ bebûrîdeend
Ez nefîrem merd u zen nâlîdeend

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri
Feryâdımdan erkek ve kadın inlemektedir.

   سينه خواهم شرحه شرحه از فراق
  تا بگويم شرح درد اشتياق           ‏

Sîne hâhem şerha şerha ez firâk
Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk

Ayrılıktan paramparça olmuş bir kalb isterim ki
İştiyâk derdinin şerhini beyan edebileyim 

     Tahtada okuduğu “Mevlana” ismi ile bu birkaç beyit kalbine adeta bir ok gibi saplanır, ruhunda derin tesirler meydana getirir, hatta hayatının bir dönüm noktası oluşturur.

     Daha sonra Kastamonu İdâdî’sinde devam eder. Okulda gayri müslim olan talebelerin, müslümanlara ait olan din derslerine katılmaları mecburî olmamasına rağmen, kendisi hocalarının izniyle bu derslere katılır, hatta çok başarılı olur. Arapça derslerindeki ve diğer derslerdeki başarısı sebebiyle, arkadaşları tarafından “Diamandî Molla”,”Yamandî Molla” gibi lakaplarla anılmaya başlanır.

     1901 yılında başladığı yedi yıllık İdadî tahsilini, birincilikle tamamlar. İdadî tahsilinden sonra müderris Hacı Mümin Efendi’nin tavsiyesi üzerine, iki yıl Nasrullah Medresesi’ne devam eder. Medrese tahsilinde Arapça ve Farsça bilgisini daha da ilerletir. Tahsil hayatındaki bu üstün başarıları sebebiyle çevresindekiler tarafından doktor olması tavsiyesinde bulunulmasına rağmen o, “Doktorun etkisi muhatabıyla sınırlıdır, hâkimin kararı ise topluma yansır” düşüncesiyle hukuk tahsili yapmaya karar verir.

     Bu maksatla , 1909 yılında İstanbul Dârülfünûnu Hukuk Mektebine girer. Hukuk Tahsilini tamamlamasına müteakip , 1913 yılında, Beyoğlu Birinci Hukuk Mahkemesi zabıt kâtipliğine tayin edilir. Devletteki memuriyet görevi yanında , şiir çalışmalarında bulunur. Ankara Radyosu’nda Mevlevî büyüklerinin hayatlarını konu eden sohbet proğramları yapar, konferanslar verir. Yaptığı bu radyo proğramlarıyla kısa zamanda devrin edebiyat ve ilim camiasında kendisine yer edinir.

     1932 yılında, serbest avukatlık yapmak gayesiyle, devlette sürdürdüğü yaklaşık 19 yıllık bu görevinden istifa eder. Diğer taraftan, Galata Mevlevîhanesi’nde Ahmed Celâleddin Dede ve Ahmed Remzi (Akyürek) Dede’nin Mes̱nevî derslerine büyük bir şevk ve gayretle devam eder. Hatta Ahmed Remzi Dede onda bu şevk ve gayreti görünce ona “Yaman Dede” ismini verir.

         Mevlana Hz.’nin Türbesi/KONYA

      Artık Konya’da her yıl tanzim edilmekte olan Şeb-i Arûs törenlerinin, vazgeçilmez davetlisi haline gelir. Mevlevîlerde Konya, “Aşıklar kabesi” olarak bilindiğinden ve Mevlana hazretleri’ne duyduğu derin muhabbet sebebiyle, birisi Konya’dan geliyorum dese ona büyük izzet ve ikramlarda bulunur.

     İçten içe müslümanlığı yıllar önce kabul ettiği anlaşılan Yaman Dede, ailesinin gayri müslim olması sebebiyle bunu yıllarca saklamış, hatıralarında, “Tam kırk yıl bazen sahursuz bazen iftarsız oruçlar tuttum, ama ailem bunu hiç bilmedi!..” şeklinde ifade ettiği gibi kırk yıl ya sahursuz yada iftarsız oruçlar tutar, namazlarını , İstanbul’un en ücra , gözlerden uzak yerlerindeki mescitlerde kılar.

 

     Bir gün, kafası karışık ve perişan bir vaziyette, ceketini koluna alıp kendisini evin dışına atar.

     Gerisini kendisinden dinleyelim; ‘’Bir gün evde çok bunaldım, kafam karmakarışık, ceketimi koluma aldım düştüm yola. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Bir yere geldim, bir Ezan sesi duydum. Saat ikindiyi gösteriyordu. Altunizade’ ye gelmişim, Ezan da Altunizade Camiinden geliyordu. Abdest aldım, camiye girdiğimde cemaat farza durmuştu. İştirak ettim, dua faslında, “Yarabbi! İmam efendinin okuyacağı mihrabiye’nin ilk ayetiyle bana bir işaret buyur, çok bunaldım, senden başka dayanağım yok” diye yalvardım. Dua bitti, imam efendi Eûzu Besmele ile mihrabiyeye başladı. Çok heyecanlı idim, ya kaybedersem… Her şey altüst olacaktı. İmam Efendi ‘’Lâ yükellifullahu nefsen illâ vüs’ahâ.’’ der demez ayağa fırladım, Kazandım! diye feryat ettim. Katılıp yere yığılmışım. Kendime geldiğimde cemaati başıma toplanmış buldum. Her şey bitmişti , sisler dağılmış, içim dışım ışıkla dolmuştu..’’(*)

     Bir gün gelir, kendi ifadesiyle kırk yıl sürdüğünü ifade ettiği, bu imanını ve müslümanlığını gizleme halinden vazgeçerek, 15 Şubat 1942 tarihinde resmen ihtida eder. Nüfus kayıtlarında artık müslümandır, “Mehmet Abdülkadir KEÇEOĞLU” olarak, yeni adıyla kayıtlara geçer.

     Artık durumunu ailesine bildirme zamanı gelmiştir. Üsküdar’daki evinde, Şubat soğuklarının yaşandığı bir kış gecesi, durumu kızı ve eşine açar. Karısı ve kızı onun müslüman olduğunu öğrenince, son derece müteessir olurlar. İhtida haberi bağlı oldukları Patrikhaneye kadar ulaşınca, dönemin Hristiyan din adamları, ya Hıristiyanlığa geri dönmesi veyahut karısından boşanması tercihlerinden birini yapması hususunda ona baskı yaparlar. Karısı ve kızı bu zor zamanında onun yanında yer almaz, hristiyan dini üzere kalmayı tercih ederler.

     Bunun üzerine, Yaman Dede, yerde dizlere kadar kar, havanın keskin ayaz olduğu bir gece ailesini toplar ve: “Aşkımın bedeli bu yaşananlar. Sizler sakın üzülmeyiniz. Aşk, ızdırapsız olmaz. Size acı vermeye hakkım yok. Bu ev ve içindekiler size kalsın. Elveda!..” diye son sözünü söyleyerek, ceketini alıp inancı ve aşkı için o evden hicret eder. Üsküdar’da o anda gidecek bir yeri yoktur. O keskin soğuk ve ayazda, sabaha kadar sahilde ve sokaklarda dolaşır…Sabah olunca Karaköy’de bulunan kendisine ait avukatlık bürosuna gider. Birkaç gün orada, bazen de sevdiği insanlar ve talebelerinde misafir olarak kalır. Kendi ifadesiyle hürdür artık.

     Daha sonra avukatlığı bırakıp öğretmenliğe başlar. Saint Benoit ve Notre Dame gibi azınlık okulları yanında, İstanbul İmam-Hatip Okulu ile İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde uzun süre Arapça, Farsça, Edebiyat ve Türkçe dersleri verir. Allah, Rasûlullah, Mevlana, Konya, Aşk deyince hüzünlenen, hemen göz yaşları içinde kalan Yaman Dede’nin bu coşkun dersleri sayesinde bir çok insan Mevlana hazretlerini daha yakından tanırlar.

     Bir dönem de, sevgi mefhumunu çok kullanan, Mason teşkilatına üye olur… Bir gün, Mason Locasında kendisinden, herhangi bir konuda ilmi bir rapor hazırlaması istenir. O da safî duygularla tutar İslamiyet’in üstünlüklerini anlatan bir rapor hazırlayıp sunar. Raporunu sunduğu günün ertesinde hemen locadan ihraç ederler!…

     Dostlarının teşviki ve tavsiyesi ile emekli bir öğretmen olan Hatice Hanım’la ikinci evliliğini gerçekleştirir. Buna rağmen, eski hanımı ve Belma adındaki kızını zaman zaman telefonla arayarak hediye ve ikramlarda bulunmayı ömür boyu ihmal etmez.

     1961 yılında rahatsızlanır. Bu rahatsızlığı sebebiyle, vücudunda devamlı bir yüksek ateş vardır.  Bu rahatsızlığına, 75 yaşının verdiği zafiyet ve güçsüzlüğü ile yüksek ateşine rağmen, derslerine gitmeyi ihmal etmez. Hiçbir ilaç vücudundaki bu ateşini düşürmeye yetmez.  Rahatsızlığı ilerler ve 3 Mayıs 1962 Perşembe günü “Ölüm asûde bir bahardır!” diyerek hakka yürür…

     Büyük bir aşk ile yanarak ömür süren Yaman Dede, haline muvafık olarak “YÜKSEK ATEŞ” hastalığı ile yanarak ruhunu teslim etmiştir…O gün,  yüzlerce seveni ve talebelerinin omuzunda Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilir.

Yaman Dede’nin Kabri/KARACAAHMET-İSTANBUL

 

Yaman Dede’ye ait meşhur na’t-ı şerif;

DAHÎLEK YÂ RESÛLALLAH

Gönül hûn oldu şevkınden boyandım yâ Resûlallâh
Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resûlallâh
Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Resûlallâh
Cemâlinle ferah-nâk et, ki yandım yâ Resûlallâh.

Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifâsın sen
Muazzam bir sehâsın sen,dilersen reh-nümâsın sen
Habîb-i Kibriyâsın sen,Muhammed Mustafâ’sın sen
Cemâlinle ferah-nâk et, ki yandım yâ Resûlallâh.

Gül açmaz, çağlayan akmaz, İlâhî nûrun olmazsa
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firâk ağlar, visâl ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemâlinle ferah-nâk et, ki yandım yâ Resûlallâh.

Erir cânlar o gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından
Güneş titrer, yanar dîdârının, bak, ihtirâsından
Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından
Cemâlinle ferah-nâk et, ki yandım yâ Resûlallâh.

Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemâlinle ferah-nâk et, ki yandım yâ Resûlallâh.

Ne devletdir yumup aşkınla göz, râhında cân vermek
Nasîb olmaz mı Sultânım haremgâhında cân vermek
Sönerken gözlerim âsân olur âhında cân vermek
Cemâlinle ferah-nâk et, ki yandım yâ Resûlallâh.

Boynu büktüm, perîşânım, bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu âteşden döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlüm murâd eylerse taltîf eyle Kıtmîr’i
Cemâlinle ferah-nâk et, ki yandım yâ Resûlallâh

 

 

 

 

(*)NOT: O gün ikindi namazını kıldıran Emin Efendi adındaki imama, yıllar sonra bu hadise sorulunca; Yaman Dede’nin bağırmasıyla çok korktuklarını, onun yere yığılmasıyla öldüğünü sandıklarını, mihrabiyede neden “Lâ yukellifullahu nefsen illâ vus’ahê” gibi ortadan bir ayeti okuduğu sorulunca da, ‘’Kur’an’ın tamamı zihnimden silinmişcesine sadece bu âyet aklıma geldi’’ diye cevap vermiş. 

 

 

Kaynaklar: 1-semazen.net/M.Doğramacı
                  2-islamansiklopedisi.org.tr/
                  3-teis.yesevi.edu.tr/
                  4-nesilvakfi.org.tr/A.Kahraman,H.Karaman
                  5-semerkanddergisi/T.Z.Ergunel

Resimler:1-islamansiklopedisi.org,  2-konya.com.tr/, 3-evliyalar.net

 

3 thoughts on - PEYGAMBER VE MEVLANA AŞIĞI BİR GÖNÜL ADAMI YAMAN DEDE

  • Ah edip ağlamadan sineler dağlamadan,
    Sular gibi çağlamadan dağlar aşılmaz,
    Yaman dede öyle bir âşk çemberine girmişki,
    Adeta sahabeler gibi
    Anam babam sana feda olsun ya RasulAllah,
    Yaman dede,de RasulAllah âşkına ,herşeyi feda ediyor,halen müslüman lığı kabul etmeyen Hıristiyanların kulağı çınlasın, Yaman dedeyi hiçmi duymadılar,
    Rabbim bizlerede Yaman dedenin aşkından bir parça nasip eylesin, Amin

  • Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam
    Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
    Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
    Cemâlinle ferah-nâk et, ki yandım yâ Resûlallâh
    Allah ım bunlar nasıl dizeler,
    Bu sözler ancak Allah cc Rasulü Hz Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem in aşkından yanan bir kalp ten çıkar,
    Rabbim nur içinde yatırsın Amin

YORUM YAP